Tanıtım Yazısı:
"Her gün, daima öğleden sonra oraya gidiyor, koridorlardaki resimlere bakıyormuş gibi ağır ağır, fakat büyük bir sabırsızlıkla asıl hedefine varmak isteyen adımlarımı zorla zapt ederek geziniyor; rastgele gözüme çarpmış gibi önünde durduğum 'Kürk Mantolu Madonna'yı seyre dalıyor, ta kapılar kapanıncaya kadar orada bekliyordum."
Kimi tutkular rehberimiz olur yaşam boyunca. Kollarıyla bizi sarar. Sorgulamadan peşlerinden gideriz ve hiç pişman olmayacağımızı biliriz.
Yapıtlarında insanların görünmeyen yüzlerini ortaya çıkaran Sabahattin Ali, bu kitabında güçlü bir tutkunun resmini çiziyor. Düzenin sildiği kişilere, yaşamın uçuculuğuna ve aşkın olanaksızlığına (?) dair, yanıtlanması zor sorular soruyor.
Bu kitabı bana tavsiye eden bir çok arkadaşım oldu. Ama normalde okuduğum tarzda bir kitap olmadığını düşündüğümden almadım. En son ısrarlara dayanamayıp alayım o zaman dedim. Nasıl olsa incecik bir şey, kırmamış olurum diye düşündüm. Keşke tavsiyelerini dinleyip önceden okusaymışım.
Kitap Raif Efendi'nin senelerce kimseye anlatmadığı, yaşadığı büyük aşkı ve hayal kırıklıklarını anlatıyor. Almanya'da bir galeride kendisini esir alan bir tablo ve o tablodaki kız ve şans eseri tanıştığı ressamı. Maria Puder gerçek aşkı hiç kimsede bulamayacağını düşünen, gece keman çalan bu genç bayan Raif Efendi'nin tüm dikkatini çekmiş ve Raif Efendi'nin çekingen olmasına rağmen bir arkadaşlık kurabilmiştir. Maria Puder her ne kadar arkadaşlıklarının ileri gidemeyeceğini söylese de bu süre içinde yakınlaşıyorlar.
Bazen beklediğimiz şeyler hayal ettiğimiz gibi gelmezler. Aşkı daha büyük beklerken aslında farkına varmadan karşımızdakine aşık olmuşuz. Kaçamadığımız, bırakamadığımız ve seneler geçse de unutamadıklarımız vardır. Sonradan pişman olmamak için... yaşayın.
30 Eylül 2013 Pazartesi
Kitap Yorumu: Hiç Olmamış Gibi Yapalım - Jenny Lawson
Tanıtım Yazısı:
Bu kitapta her şey var, aklınıza ne gelirse... ve ne gelmezse!
"Bu kitap şaşırtıcı bir keşifle ilgili; korkutucu biçimde insani anların -sanki hiç olmamışlar gibi yapmayı tercih ettiğimiz anların- aslında bizi bugün olduğumuz kişiye dönüştüren anlar olduklarının keşfi. Hayatımın en iyi hikayelerini bu kitaba sakladım."
Forbes dergisinin "kadınlara yönelik en iyi 100 internet sitesi" listesinde yer alan bloggess.com ile dünya çapında üne kavuşan çılgın, ironik, komik ve samimi blog yazarı Jenny Lawson'ın hayatından kesitler okurken "bu ne biçim hayat böyle?" diyeceksiniz.
2011 Weblog ödüllerinde finalistlerden biri olan Jenny Lawson'ın anılarından oluşan Hiç Olmamış Gibi Yapalım, Goodreads.com'da aldığı binlerce oyla 2012'nin "en iyi mizah kitabı seçildi.
Ben her zaman kendimi ve yaşadığım hayatın bana göre normal olsa da başkaları için pek normal olmadığını düşünürdüm. Zaten bence 'normal' göreceli bir kavramdır. Kime göre normal? Her neyse.. Bu kitabı okuduktan sonra aslında gayet normal bir hayat yaşadığımı benden çok çok çok daha anormalleri olduğunu anladım.
Jenny Lawson Amerika'nın en meşhur blog yazarlarından biri. Bu kitapla da kendi hayatını yazmış. Çarpık çocukluğunu, taksidermist psikopat bir baba, ve bir çok travmalara neden olacak yaşadığı olayları anlatmış. Kocasıyla yaşadığı garip ilişkisini, insanların arasında normal bir konuşma yaşayamayıp pantik ataklar geçirmesini ve daha bir çok garip olaylarını kafasının içindeki tartışmalarını her haliyle bize anlatmış.
Hayatımız boyunca başımıza gelenler, unutmak istediğimiz her olay aslında şuan olduğumuz kişiyi şekillendiren olaylardır. 'Anlatsam da inanmazsın' dedikleri olayları bu kitapta bulabilirsiniz. Gerçekten okuduğum zevkli, komik, GARİP kitapların başında yer alıyor.
20 Eylül 2013 Cuma
Kitap Yorumu: Senden Önce Ben - Jojo Moyes
Tanıtım Yazısı:
Birbirlerine aşktan başka verecek hiçbir şeyleri yoktu...
Yaşamın ince detayları Lou'dan sorulur. Otobüs durağıyla ev arasında kaç adım var? Çalıştığı kafeye gelip gidenler nasıl bir hayat yaşıyor? Parlak yeşil elbisenin altına ne renk külotlu çorap giyilir? Onda bu soruların hepsinin cevabı var. Kolayca mutlu olabildiği küçücük dünyasında bilmediği tek şey hayatın çok daha karmaşık soru ve cevaplarla dolu olduğu...
Geçirdiği motosiklet kazasıyla hayatı altüst olan Will uzun süredir karmaşık sorularla meşgul. Bu hayatta diğer insanları mutlu eden küçük şeyler ona biraz olsun keyif vermiyor. Çevresindeki tüm renkler birden griye dönmüş ve böyle bir umutsuzluk içindeyken yapabileceği tek şeyin hayatını sonlandırmak olduğunu düşünüyor.
Peki, asık suratlı, aksi ve geçimsiz Will, Lou'nun rengarenk yaşamıyla karşılaşırsa neler olur?
Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün...
Bu kitabın tanıtımını gördüğümde "Sakın Son Bölümleri Otobüste Giderken Okumayın. Ağlamamak için kendinizi tutmaya çalışırken bir enkaza dönüşebilirsiniz." yazıyordu. Kitabın çıkmasını sabırsızlıkla bekledim ve aldım. Sulu göz bir insan olduğumu biliyorum. Kitap film fark etmez ağlarım. Ama bu kitap şimdiye kadar beni bu kadar etkileyip en çok ağlatan kitap olmuştur. Uzun bir süre etkisinden çıkamadım. Sanki kitabın sonunda hayat durdu ve dışardaki hayat nasıl devam ediyordu anlamıyordum.
Will başarılı bir iş adamıdır ve spor, adrenalin dolu bir hayatı vardır. Will geçirdiği kaza sonucu felç kalır ve tedavisi yoktur. Lou ise kendi küçük dünyasında, küçük detaylarıyla mutlu bir hayatı vardır. Bir kafede çalışmaktadır ve çalıştığı kafe kapanınca işsiz kalır.
Will'in annesi oğlunun durumundan ve hayata kendini kapatıp intihara teşebbüsünden dolayı bir hasta bakıcı aramaktadır. Yeni işsiz kalan Lou da başka iş bulamadığından bu işe başvurur. Will hayata küstüğü gibi bütün hırsını etrafındaki kişilerden almaktadır. Lou da ilk geldiği günden beri Will'in aksiliklerine maruz kalmaktadır. Fakat Lou'nun neşeli tavırları, hayata bakışı ve Will'den vazgeçmemesi dikkatini çekecek ve yavaş yavaş Lou'ya alışacaktır.
Tek, büyük sorun Will artık yaşamak istemiyor. Lou Will'in fikrini değiştirecek mi? Lou'nun hayata bağlılığı, enerjisi, sevgisi Will için yeterli olabilecek mi?
Yukardaki tanıtımda "Mucizelere inanmıyorsanız durup bir kez daha düşünün..." yazıyor. Bu sizi kandırmasın, elinde sonunda son bölümlerde çok ağlayacaksınız.
17 Eylül 2013 Salı
Kitap Yorumu: Bakire - Nancy Pickard
Tanıtım Yazısı:
Small Plains Bakiresi kimdi ve nasıl öldü?
Acımasız bir cinayetle değişen hayatlar...
Küçük bir kasabadaki sahipsiz bir mezar...
On yedi yıldır saklanan korkunç gerçeği öğrenmeye hazır mısınız?
Kansas'ın kırsal kesimindeki küçük bir kasabanın halkı, genç
bir kızın adsız mezarını Small Plains Bakiresi olarak kabul etmiştir on yedi yıl
boyunca. Bazı kişilere göre mucizelere ve açıklanamaz iyileşmelere sebep olan bu
mezarla ilgili söylentiler de zaman içinde dilden dile yayılmıştır.
Ama karla kaplı arazide bulunan, buz tutmuş çıplak cesede
gerçekte ne olmuştur? Ve neden genç Mitch, cesedin bulunmasından bir gün sonra,
arkasında çılgına dönmüş sevgilisi Abby'yi ve en iyi arkadaşı Rex'i bırakarak
kasabadan apar topar ayrılmıştır?
Bu şekilde kasabadan ayrılan
Mitch, yıllar sonra Small Plains'e geri döndüğünde, unutulmuş sırları ve gerilimi
tekrar alevlendirecektir. Mitch'e karşı hâlâ bir şeyler hissetmekte olan Abby ise
onun gidişinin arkasındaki gerçeği açığa çıkarmakta kararlıdır. Şimdi, üç eski
dost kendilerinin ve küçük kasabalarının kaderini değiştiren o gecenin getirdiği
sonuçlara katlanmak zorundadır.
Aldığı ödüller:
- Macavity Ödülü
- Agahta Ödülü
- Anthony Ödülü
- Shamus Ödülü
- Barry Ödülü
Cinayet kitapları içinde okuduğum en iyi, en sürükleyici, en merak uyandırıcı kitaplardan biri diyebilirim. Biraz polisiye, biraz gerilim, biraz da aşk. Tek solukta okuyup bitirdiğim ve bırakmak istemediğim bir kitap.
Karlar arasında bulunan kimliği belirsiz bir ceset, olayları örtbas etmeye çalışan üç aile, büyülü olduğuna inanılan bir mezar ve her şeyin altındaki sırrı çözmeye çalışan Abby.
17 sene önce kimliği belirsiz bir cesedin bulunması üzerine Abby'nin sevgilisi Mitch kasabadan ayrıldı. Peki Mitch'in Abby'e haber vermeden çekip gitmesinin nedeni neydi? Neden kaçıyordu?
17 sene sonra Mitch'in kasabaya dönüşüyle iyice meraklanan Abby isimsiz mezarın kimliğini çözmede kararlıdır. Peki mezardaki kız kim ve kim öldürdü? Mitch'in kasabadan kaçmasındaki nedenle bir ilgisi var mı? 17 sene sonra Mitch kasabaya geri dönmesiyle Abby'le kaldıkları yerden devam edebilecekler mi?
Her bölümde olan olaylarla ilgili fikrinizi değiştireceksiniz. Kitabın sonuna kadar herkesi bir kere katil olarak düşüneceksiniz. Okurken bir geçmişe gidip zamanda yaşananlara tanık olacak, sonra günümüze gelip sırları açığa çıkarmaya çalışacaksınız.
Genç yaşta başlamış, yarım kalmış bir aşk.. Bir sırrın saklanması için dağılan arkadaşlıklar. 17 yıl sonra tekrar gün yüzüne çıkıyor.
14 Eylül 2013 Cumartesi
Kitap Yorumu: Çıldırmış Bir Ev Kadınının Gizli Günlüğü - Niamh Greene
Tanıtım Yazısı:
Susie'nin aklı başında değil. Çünkü... Kendisini bizzat parmağında oynatan ve her bilmiş kız çocuğu gibi gıcık ötesi bir varlık olan kızı, dünya tatlısı bok üretim merkezi oğlu, sevimli fakat ne var ki iflah olmaz işkolik kocası uğruna bütün kariyerini, eşli eğlenceli günlerini, bekarlık sultanlığındaki tahtını feda etti.
Şimdi bütün dünya onun sabrını sınıyor. Üstelik bir elinden tutanı, bir yüzüne bakanı yok. İyi bir anne ve ev kadını olma yolundaki tüyoları magazin dergilerinde aramasın da nerede arasın 'dağıtmış' Susie!
Kendisi, kusmuk lekelerinden ve Michael Douglas'ı aratmayan saçlarından kurtularak, aynı bir tanrıça gibi, vücudu saran kaşmir kıyafetlere, altı aydan daha sık tıraş edilmiş bacaklara ve kim bilir, hatta belki de onu unutmayacak yeni bir kocaya terfi etmeye hazır. Geriye kalan, yeni bir gardırop, bir 4X4, eksi otuz kilo, biraz botoks, yarım düzine kadar dadı. Ve işte, devrim böyle yapılır kızlar!
Bu kitabın adını ilk okuduğumda aklıma annem geldi. Tam bir çıldırmış ev kadını. Komik, gırgırına okunacak bir şey gibi görüp alıp okuyayım dedim. Ama beklediğim gibi çıkmadı.
Tamam Susie bir ev kadını olarak başında belki çok büyük dertleri var. Sonuçta iki küçük çocuğa bakmak, evi toplamak, bir kocayla ilgilenmek ayrıca da kendine vakit ayırmak kolay değil. Aslında bakılırsa bence en zor mesleklerden biri ev kadınlığı, çünkü 7/24 mesaidesin, tatili yok, derdi koşturması çok, sorumluluğu bol ayrıca da ne maaşı var ne de bir teşekkürü.
Susie çıldırmış ev kadını neymiş gelsin bir de annemi görsün. Çocukların her yaptığı şeyin ilerde travmatik sonuçlar çıkaracağını düşünmesi, paranoyak halleri... Tamam her annede bir paranoyaklık vardır ama Susie'ninki saçmalık. Ayrıca kendini, yaşama şeklini TV programlarına göre değerlendirmesi, bütün gün salak dergilerde ünlü dedikodularına takılması.. Bunlar gerçek çıldırmış bir ev kadınının yaşadıkları değil.
Her ne kadar ev işleri, çocuklar, insanı kendinden bezdirtip, kendisini salmasına neden olsa da dışarı gece çıkarken yine de bir bayan üstüne başına bakabilir. Orda da abartmış. Yok kusmuk lekeli olmayan giyecek bir şeyi yokmuş da..
Ayrıca aldatıyorum diye ortada bir şey yokken kendi kafasında kuran bir insan gidip de yaptıklarını yapmaz. Düşündüğü duruma bildiğin kendi düştü. (Fazla detaya girmiyorum olur da okumak isterseniz keyfi kaçmasın) Yine de sonu fena değildi hani en azından bitiminde çok sıkılmadım.
Her neyse. Sonuç olarak gırgır olsun diye aldığım kitabın hiç de gülecek bir tarafını bulamadım. Dediğim gibi çıldırmış bir ev kadını mı görmek istiyorsunuz. Anneme söyleyeyim de en yakın zamanda bir kitap yazsın da 'bestseller' neymiş görün. =)
5 Eylül 2013 Perşembe
Kitap Yorumu: Eğer Yaşarsam - Gayle Forman
Tanıtım Yazısı:
Sıradan bir günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: se3vgi dolu bir aile, ona aşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek...
...bir saniyede her şey değişir...
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mia'nın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikayesi...
Hayatta beklenmedik şeyler beklemediğiniz zamanlarda gerçekleşiyor. Mia da birbirine bağlı, mutlu ailesiyle sıradan bir günde beklemediği bir trafik kazasında ölüm ile yaşam arasında seçim yapmak zorunda kalıyor.
Bütün kitap Mia'nın başına gelen olayların, kazanın ve vücudunun komada olduğu zaman boyunca ruhunun yaşadıklarını anlatıyor. Zamanda geri gidip gelerek kaybettiği onca şeye rağmen yaşamak için bir neden arıyor. Onu seven bir sevgili, arkadaşları, hayatının büyük bir parçası olan müzik, hiç bir şey yaşamaya devam etmek için bir neden gibi görünmüyor.
Son sayfasına kadar siz de Mia ile karar veremiyorsunuz kaybettiklerine rağmen hala yaşamak neden? Kaza dışında bütün olay aslinda Mia'nın yaşamaya devam etmek için tutunacaği her hangi birşey olup olmadiğini sorgulama arayişinda. Bazen hayatımız ne kadar muhteşem olursa olsun pes ettiğimiz anlar vardir. Ama bazen yaşamaya devam etmemizi sağlayan küçük bir ışık olabiliyor.
Film tadında bir kitap olmuş. Çok etkileyici bir kitap gibi görünmese de bittikten sonra aslinda bitmesini istemediğimi Mia'nın kararını, sonuçlarını merak ettiğimi fark ettim. Zaten bittikten sonra öğrendiklerimle çok mutlu oldum. :))
'Eğer Yaşarsam' şuan yapım aşamasında. En kısa zamanda filmi çıkacak. =)
Mia'nın ölüm ile yaşam arasında verdiği karar ve sonrası...
Gayle Forman'ın bir sonraki kitabı 'Where She Went'
4 Eylül 2013 Çarşamba
Kitap Yorumu: Aynı Yıldızın Altında - John Green
Tanıtım Yazısı:
Yıldızların hastalık ile sağlık, ölüm ile yaşam arasına çektiği ince çizgide gidip gelen iki gencin, sayılı günlerinde sonsuzluğu bulma hikayesi...
On altı yaşındaki kanser hastası Hazel Grace'in birkaç yıl daha yaşamasını garanti eden tıp mucizesine rağmen hastalığı ölümcüldür ve konulan teşhisle birlikte yıldızlar, öyküsünün son bölümünü çoktan kaleme almıştır.
Fakat Augustus Waters isimli, yakışıklı bir sürpriz karakter, Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubu'nda boy gösterince Hazel'ın hayatı bambaşka bir yöne sapar ve bu zeki çocuğun çekimine karşı koyamayan kızın öyküsü yeniden yazılır.
John Green alçakgönüllü bir uslup ve son derece içten duygularla kaleme aldığı romanda hayatta kalma ve aşık olmanın komik, heyecan verici ve trajik yönlerini gözler önüne seriyor...
Bence John Green favori yazarlarımdan biri olmaya başlayabilir. Yazdıkları doğal, gerçek hayattan, içimizden biriymiş gibi. Duygusal, düşündürücü ama bunları güldürerek anlatıyor. Hem elinizden bırakmak istemiyor hem de sonunu da merak edip ne olduğunu öğrenmek istiyorsunuz. Çoğu kitabı okurum, etkilenirim ama John Green hayatımı etkiledi.
Hazel kanser hastası genç bir kız. Ölümün farkında ama aynı zamanda da kendini bırakmış değil. Annesini mutlu etmek için Kanserli Çocuklar İçin Destek Grubu'na katılıyor. İşte burada Augustus ile tanışıyor. Augustus devamlı gruba katılan biri değil ayrıca kanseri de Hazel'ın ki gibi hayati tehlikede de görünmüyor. Augustus rahat tavırları ile Hazel'ın dikkatini çekiyor. Hazel arkadaş edinmeyi ve pek vakit geçirmeyi istemese de Augustus ile vakit geçirmeye başlıyor. Vakit geçirdikçe de hayatı daha da sevmediğini fark ediyor. Bu süre içerisinde her ne kadar kabul etmemeye çalışsa da Augustus'u sevmeye başlıyor ama bağlanıp öldükten sonra arkasında üzgün kimseyi bırakmak istemiyor.
Konusu çok hüzünlü olmasına rağmen bunalımlı bir kitap değil. Durumlarına rağmen eğlenebilen, gülebilen, ve hayatta bir amaç olduğunu keşfetmeye çalışan iki genç. Hayatı eğlenceli tarafından bakmaya başlayıp, ne olursa olsun tutunacak, yaşamaya değer şeylerin olduğunu göreceksiniz.
Ne olursa olsun yaşamak güzel..
3 Eylül 2013 Salı
Kitap Yorumu: Alaska'nın Peşinde - John Green
Tanıtım Yazısı:
İlk içki
İlk şaka
İlk dost
İlk aşk
Miles Halter, ünlülerin son sözlerine bayılan sıradan bir gençtir. Evindeki güvenli hayata katlanamadığından François Rabelais'nin ölmeden hemen önce "Büyük Belki" olarak betimlediği bilinmezin ne olduğunu bulabilmek için yatılı okula yazılır. Onu Culver Creek Lisesi'nde, aralarında Alaska Young da olmak üzere pek çok şey beklemektedir. Zeki, komik, son derece seksi ama bir o kadar perişan halde olan Alaska, Miles'ı kendi labirentine sürükleyecek ve "Büyük Belki" arayışında ona yol gösterecektir.
Michael L. Printz Ödülü'ne layık görülen Alaska'nın Peşinde, bir hayatın başka bir hayat üstünde ne kadar kalıcı izler bırakabildiğini muhteşem bil dille anlatıyor. Pek çok ödül sahibi John Green'in bestseller olan bu kitabı, çağdaş kurgu kitaplar arasında çığır açan yepyeni bir ses.
Alaska'nın Peşinde benim için mutlaka okunulması gereken kitaplar arasında yer alıyor. Kitap hem akıcı, hem merak uyandırıcı, hem güldürüyor, hem ağlatıyor. John Green'in anlatımı gerçekçi, hayatın içinden. Miles aslında çok hareketli, sosyal bir hayatı olmayan bir genç. Kendisi "Büyük Belki" arayışında yatılı bir okula gider. Burada oda arkadaşı Chip -lakabı Albay- ile tanışır ve kendisi de her ne kadar zayıf da olsa Tıknaz lakabını alıyor. Chip ile tanışmasından sonra Alaska Young ile tanışıyor ve bütün hayatı değişiyor. İlk günden itibaren hayatının ilklerini yaşamaya başlıyor. İlk sigarasını, ilk sarhoşluğunu, ilk şakalarını ve ilk aşkını..
Alaska, zeki, güzel, kurnaz, komik ama hayatı bir o kadar da berbat halde. Onun da arayışı bulunduğu labirentten çıkış yolunu bulmak. Miles "Büyük Belki" arayışında artık Alaska'nın labirentinden çıkma yollarını da düşünmeye başlıyor ve ister istemez Alaska Miles'ın kendisinin ve hayatının değişmesini sağlıyor. Bir insanın başka bir insan üstünde ne kadar etkili olduğunu bize gösteriyor.
Kitabın ortasına kadar bir geri sayım ve ortasında olan olaydan sonra da günleri sayma.. Son bölümlerde ne için geri sayım olduğunu ister istemez hissediyorsunuz. Geleceğini bilmenize rağmen beklenmedik bir şekilde olan olaylardan etkileniyorsunuz ve siz de onlar kadar cevabı öğrenmek istiyorsunuz.
John Green insanların hayat anlayışını, anlam arayışını en güzel şekilde sunuyor.
Labirentten nasıl mı çıkarsınız? Doğrudan ve hızlı..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)























